Eğitim Fuarı

 

 
DOWN SENDROMU NEDİR?
Educaturk Eğitim Fuarı
 
 

- 92 Dahi Çocuk
- 2023 Eğitim Vizyonu
- Bizimde Şöhretlerimiz Var
- Çevre
- Çocuk ve İnternet Bağımlılığı
- Darwin
- Down Sendromu Nedir?
- Gençlik ve Markalar
- İnternet
- Kültürlü Kadınlar
- Metgem
- Oyuncak
- Öğrenme Güçlüğü ve Hiperaktivite
- Sağlık
- Sınavlar
- Töder
- Türkiye'de Öğretmenlik
- Türkiye'nin Zenginleri Nerede Okudu?
- Yaratıcı Çocuklar
- Zeka Nedir?

 

Down Sendromu ve Otizm nedir?

Ekol Psikolojik-Pedagojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi Kurucu Pedagogu Ebru Erdoğan, Down Sendromu’nun kromozom bozukluğundan kaynaklandığını söyleyerek
“Türkiye’de zihinsel yönden geri olan çocuklar için aslında son zamanlarda pek çok yer açıldı. Bence sorun yersizlikten değil, eğitimsel kalitenin yeterli olmamasındandır.” diye konuştu.

“Down Sendromu olan bebeklerde kromozom sayılarında veya kromozom yapısında farklılıklar vardır. Bu yüzden bu çocuklar diğer bireylerden farklı özelliklere sahiptirler. Yumuşak bir kas yapıları, gözlerin çekik, burun kökünün çökük, dilin büyük oluşu ilk dikkati çeken özelliklerindendir.”

“Otistik çocuklar, başkalarının üzüntü, öfke, dostluk gibi duygularını anlayamazlar. Dil becerileri de zayıf olduğundan, sözel ve sözel olmayan iletişim biçimlerini hem anlamada, hem de taklit etmede çok güçlük çekerler. Birçoğu fiziksel temastan hoşlanmaz.”

“Türkiye’de ne yazık ki otistik çocuk veya bireyler için yeterli eğitim / iş okulları bulunmamaktadır. Otizm ile ilgili dernek ve vakıflar bile az iken eğitim yerlerinin yeterli olması pek de mümkün değil.”

- Down Sendromu nedir?
Down Sendromu, bir kromozom bozukluğu olup zekâ özrüne yol açmaktadır. Batı kurumlarında bakım görmekte olan zeka geriliği olan çocukların yüzde 10’u Down Sendromludur. Bu hastalık ilk kez 1866 yılında tanımlanmıştır. John Langdon Down adlı bilim adamı tarafından tanımlandığı için bu sorun Down Sendrom adı ile anılmaktadır.

- Nasıl oluşur?
Hepimizin bildiği gibi kromozomlar, vücudu meydana getiren hücrelerin küçük birer parçacığıdır. Her hücrede taşıdığımız 46 kromozomun yarısı yani 23 çifti anneden yarısı da babadan gelir. Kromozomlar saçımızın rengi, boy ve göz rengimiz gibi özellikleri taşımalarının yanı sıra ailede olan bazı hastalıkları da taşırlar. Down Sendromu olan bebeklerde kromozom sayılarında veya kromozom yapısında farklılıklar vardır. Bu yüzden bu çocuklar diğer bireylerden farklı özelliklere sahiptirler. Yumuşak bir kas yapıları, gözlerin çekik, burun kökünün çökük, dilin büyük oluşu ilk dikkati çeken özelliklerindendir.

- Down Sendromu da kendi içinde çeşitlilik gösteriyor. Bunlar nelerdir?
Down Sendromu’nun en önemli ve en yaygın türü (yüzde 95-96’sı) ‘Trisomi 21’ diye bilinen kromozom bozukluğudur. Anne babanın kromozomları normaldir; ancak bebeğin 21 numaralı kromozom çiftinde iki yerine, üç adet kromozom bulunur. Bu ‘Trisomi 21 veya Trisomi G’ diye adlandırılır. Genellikle annenin yumurta hücresinin ya da babanın sperm hücresinin bölünmesindeki hatadan oluşmaktadır. Bu da Down Sendromlu çocuk doğmasına yol açar. Down Sendromu’nun diğer türleri ise “Trisomi 18 ve Trisomi 13”tür.Bu türlerin görülme sıklığı daha seyrektir.

- Down Sendromu’nun tanısı nasıl konulmaktadır ve sonrasında ebeveynler neler yapmalıdır?
Down Sendromu’nun görülme riskinin, annenin yaşının ilerlemesi ile artığı bilinen bir gerçektir. Down Sendromu’nun görülme sıklığı 1/ 850’dir. Bu oran 20’li yaşlarda 1/ 1500 iken 45 yaşlarında 1/ 28 kadar olmaktadır. Bu yüzden yaşı ileri olan anne adaylarına ‘amniyosentes’ ile kromozom tetkiki önerilmektedir. Gebeliğin 11- 14. haftaları arasında yapılan ilk Down Tarama Testi yüzde 90 civarında bize bilgi sağlamaktadır. Başka araştırmalardan biri de bebeğin ense derisi altında bulunan sıvı birikimi ile meydana gelen kalınlığın ölçülmesidir. Kanda bulunan “PAPP-A ve free B- hCG” değerlerine bakılarak annenin yaşı da hesaba katılarak Down Sendromu riski araştırılır. 16- 18. gebelik haftaları arasında yapılan ‘Üçlü Tarama Testi’ de en doğru sonuçları veren bir kan testidir. Yapılış amacı, özellikle ‘Down Sendromu’ diye adlandırılan problemli bebekleri anne kanında saptanmasına yöneliktir. Kadın doğum uzmanları çıkan sonuçları anne baba adayları ile paylaşarak bilgi aktarırlar. Eğer yüksek risk saptanırsa, bu bebeğin anne karnında gerçekten Down olup olmadığı araştırmasına gidilir ki; bu da ‘amniyosentes’ denilen yöntemdir. Elbette bu yöntemin bazı riskleri bulunur (düşük olma ihtimali); ancak bu durum ailenin hekimleri ile konuşup karar vereceği bir durumdur. Amniyosentes ile anne karnından alınan sıvı kromozom tayini yapılan laboratuarlarda incelenir. Eğer bebek Down Sendromlu ise gebelik ailenin izni ile sonlandırılabilinir.

- Türkiye’nin Down Sendromu kavramı ile tanışması oldukça yeni. Peki, Türkiye’de Down Sendromlu çocuklara yönelik klinik çalışmalar ne boyuttadır? Özel rehabilitasyon merkezlerinin sayısı yeterli mi?
Türkiye’de zihinsel yönden geri olan çocuklar için aslında son zamanlarda pek çok yer açıldı. Bence sorun yersizlikten değil, eğitimsel kalitenin yeterli olmamasındandır. Son zamanlarda hepimizin takip ettiği Sarah Ferguson olaylarında bir gazeteci arkadaşıma verdiğim görüşte de bunu belirtmiştim. Eğitim merkezlerimizin daha sık kontrol ediliyor olması, denetimlerde uzman psikolog veya özel eğitimcilerin bulunması bu çocuklarımıza fayda sağlayacaktır. Bu açıdan ele alınırsa, aslında var olan merkezlerimiz yeterli olacaktır. Yine de gönlümüz her zaman bu merkezlerin daha çok olması yönündedir.

- Diğer bir zihinsel bozuklukta ‘Otizm’dir. Peki, otizm nedir, belirtileri nelerdir?
Otizm, sinir sisteminin gelişme bozukluğundan kaynaklanan nöro- davranışsal bir sendromdur. Belirtileri yaşamın ilk üç yılında ortaya çıkar. Bu sendrom, başta sosyal etkileşim ve sözel iletişim olmak üzere; duygu ifadesi, soyutlama, kodlama ve bilgi işlem gibi beynin çeşitli yüksek fonksiyonlarını etkiler. Otistik çocuklar, başkalarının üzüntü, öfke, dostluk gibi duygularını anlayamazlar. Dil becerileri de zayıf olduğundan, sözel ve sözel olmayan iletişim biçimlerini hem anlamada hem de taklit etmede çok güçlük çekerler. Birçoğu fiziksel temastan hoşlanmaz. Yüzdeleri çok çok az da olsa bazıları da ısrarla başkalarının kendilerine sarılmasını, gıdıklamasını ister. Ancak bu temas isteği sosyal içerikli değil mekanik bir istektir. Otizm konusunda araştırma yapan uzmanlar, otizmi en erken olarak yakalanmanın bebeklik dönemine kadar indiğini söylerler. Bu bebekler dokunulmaktan hoşlanmayan, göz temasını kurmayan ya da çok çok az kuran, görsel uyarıcılara çok az tepki veren, değişik emekleme tarzı olan, oyuncaklarla oyun oynamayan ya da garip bir oyuncak ilişkisi kuran bebeklerdir. Bu belirtileri iyi takip edersek, en azından risk grubundaki bebekleri daha kolay ayırt edebileceğimizi düşünmekteyim. İleriki yaşlarda 3 yaş ve sonrasında tipik belirtileri sıralarsak:

- Sosyal etkileşimde bulunmamaları,
- Dil ve iletişim sorunları (bazı çocuklarda hiç dil gelişmez),
- Sınırlı ve basmakalıp davranışlar,
- Duyusal alanlarda bozukluk,
- Oyun tarzlarının farklı olması ve hiç hayal gücünün olmamasıdır diyebiliriz.

- Otizmi tespit edecek psikolojik testler bulunmamaktadır. Bu noktada bir çocuğun otistik olup olmadığını nasıl tespit ediliyor? Bunun için kullanılan yollar nelerdir?
Otizme tanı koymak için tıbbi veya psikolojik bir test yoktur. Tanı uzmanları tarafından anne babadan bilgi toplanıp, çocuğun davranışları gözlemlenip, bazı davranış ölçekleri uygulanıp, standart dediğimiz (DSM-4) tanı ölçütlerinin uygunluğuna bakılarak konulmaktadır. Otizm tanısı koymak kolay değildir. Çünkü otizmin, bu sendroma benzer başka tıbbi hastalıklar ve sendromlardan ayırt edilmesi gerekir. Tanıyı koyan yetkin kişiler, çocuk psikiatristleri ve çocuk nörologlarıdır. Biraz önce de dediğim gibi, bazı davranış ölçekleri geliştirilmiştir. Bunlardan bazıları; Toddler Assessment of Development, Vale Developmental Dısorders, MChat’i söyleyebiliriz.

- Türkiye’de otistik çocuklara yönelik okullar, eğitim merkezleri var mı? Sizce bunların sayısı yeterli mi?
Türkiye’de ne yazık ki otistik çocuk veya bireyler için yeterli eğitim / iş okulları bulunmamaktadır. Otizm ile ilgili dernek ve vakıflar bile az iken eğitim yerlerinin yeterli olması pek de mümkün değil. İstanbul’da bulunan Türkiye Otizm Erken Tanıma ve Eğitim Vakfı’nın Özel Eğitim Okulu bulunmakta, bunun yanı sıra, Otistik Çocuklarla Yaşam Derneği, İstanbul Otistik ve Zihinsel Engelliler Derneği, Otistik Çocukları Koruma ve Yönlendirme Derneği ailelere yardımcı olmaya çalışmaktadır. Yine Ankara ve Bursa’da da çeşitli dernekler (ANOBDER, BOÇED ) bulunmakta ve otistik çocuklara yardımcı olmaya çalışmaktadırlar. Dileğimiz yalnızca büyük illerde değil, her ilde bu vakıf ve derneklerin olması yönündedir.

 

 
egitimfuari.com bir Educaturk servisidir   Think Medya Reklam Ajansı